Hamile olduğumuzu fark ettiğimizde bebeğimizin cinsiyetini öğrenmemeye karar verdik. Sürpriz olsun istedik. Yine de oğlan olacağına dair içimde güçlü bir his vardı. Müslüman bir ülkede yaşadığımızdan bebeğimiz oğlan olursa sünnet edip etmeyeceğimiz konusu doğal olarak gündeme geldi. Bu konudaki duygularım karışıktı. Sünnet hakkında hiçbir şey bilmiyordum. İlk aklıma gelen müslüman bir ülkede yaşadığımıza göre çocuğumun aidiyet hissi için sünnetin gerekli olduğuydu. Oğlumun sünnet olmadığı için arkadaşları arasında kendisini dışlanmış hissetmesini istemezdim.Sünnetin muhtemelen doğru bir karar olduğuna kendimi inandırdım. Bir süre sonra tıp prosedürünü araştırmaya başladım. Bu noktada düşüncelerimi paylaştığım arkadaşım Feride kararımı vermeden önce biraz daha okumamı tavsiye etti. Böylesine bir karar vermek durumunda kalmamak için bebeğimizin kız olmasını dilemeye başlamıştım. Ertesi gün Feride, Kindred dergisinde sünnet hakkında yayımlanmış bir makalenin linkini yolladı. Makalede, bebeklerin doğdukları andan itibaren acı hissedebildiklerinden sünnetin bebekler için travmatik bir deneyim olduğu sonucuna varılıyordu. Okuduklarımın kararımı vermek için gereken bakış açısını bana kazandırdığını hissettim. Makaleyi eşim Alp’e okurken daha sonuna bile gelmeden sözümü kesip, anlayabilecek yaşa geldiğinde kendisi vermesi için bu kararı oğlumuza bırakmamızı önerdi. Rahatlamıştım. Kararımızı vermiştik.
Annenizin karnında büyüdüğünüzü hayal edin. Minicikken kocaman oluyorsunuz. Yer dar da olsa sıcacık ve emniyetli. Beslenme kaygısı yok, hareket ve seslerle tatlı tatlı uyarılıyorsunuz. Şahane bir yerdesiniz. Derken doğacağınız gün gelip çatıyor. Yolunuzu bulmak için annenizle beraber çok yoğun çabalamanız gerekiyor. Sıkışık ama geçilmeyecek gibi değil. Aniden dışardasınız ve etraf kocaman. Hatta sonsuz. Kendinizi korunmasız hissediyorsunuz. Sesler duyuyorsunuz. Işıkla ilk karşılaşmanız ve annenizi tanıyorsunuz. İçiniz rahatlıyor, demek ki anneniz dışardan böyleymiş. Hmm fena da değilmiş… bu iki şey de ne… hmmm deneyelim… ağzınızı açıyorsunuz ve emiyor … emiyorsunuz… güzelmiş, hiç de fena değil…aah, şimdi dinlenebilir, uyuyabilir, ve büyümeye devam edebilirsiniz… Emniyettesiniz.
Üç gün sonra bir takım insanlar gelip sizi annenizden alıyorlar. Aşırı aydınlık bir odaya getiriyorlar. ‘Annem nerde? Neler oluyor? Neden beni bağlıyorlar? Acıyor. Annem nerde! Bu aletler ne?’ Ağlıyorsunuz. ‘Annem neden gelmiyor, beni kurtarmıyor?’ Ağlıyorsunuz, çığlıklar atıyorsunuz, ağlamaya devam ediyorsunuz ama kimse yardımınıza gelmiyor. Bir süre sonra, umudunuzu kaybedip susuyorsunuz. Hayatta kalmanızın tek yolu devreleri kapamak çünkü kaçamazsınız, savaşamazsınız, ve sizi koruyacak kimse yok.
Travma şöyle tarifi edilir:
“ Travma, yoğun bir olayın çocuğu hiç ummadığı bir anda yıldırım gibi çarpıp sersemletmesiyle oluşur. Çocuk bununla başa çıkamaz, değişir, bedeni, zihni ve ruhuyla bağlantısı bozulur. Çocuğun başa çıkma mekanizmaları gelişmiş olsa bile bunlar yetersiz kalmıştır ve çocuk kendini tamamen çaresiz hisseder.” “ Travma olayın kendisinde değildir, daha ziyade olayın sinir sistemindeki etkisinde var olmaya devam eder. “ “ Kaçma ya da dövüşme tepkimizin var olan tehlike karşısında işe yaramayacağını algıladığımızda ya da tehlike kaynağı bu tepkimizi bertaraf ettiğinde ya taş kesiliriz ya da elimiz ayağımız boşalır. Biyolojik olarak buna programlanmışızdır. Bebekler ve çocuklar kendilerini koruma kapasitelerinin sınırlı oluşundan ötürü, travma yaşamaya daha yatkındırlar. Anne karnındaki bebekler, yeni doğanlar ve küçük çocuklar gelişmemiş sinir, kas ve algılama sistemlerinden ötürü stres ve travmadan en çok etkilenen kesimdir.” (Trauma-Proofing your kids- Peter A. Levine ve Maggie Kline, sayfa 7-11)
Sünnet etrafında dönen tartışmalarda yenidoğanların acı duymadıkları ya da duydukları acının anlık olduğu düşüncesi vardır. Yatağa bağlama kemerlerinin de acıyı azalttığı söylenir (Bebeğinizin İlk Yılında Sizi Neler Bekler- Eisenberg, Murkoff ve Hathaway, sayfa 19) . Bebeğinizin bu tecrübeyi hatırlamayacağı tesellisiyle de karşılaşabilirsiniz. Ancak sünnet konusundaki bu düşünceler bana bilinçsiz, kalpsiz ve düpedüz yanlış geliyor.
Alıntı yaptığım travma tanımını okuduktan sonra sünnetin bebekler için çok stresli bir olay olduğunu farkettim. Böylesine ciddi stres seviyeleri içeren deneyimlerden özellikle çocuğun gelişiminin ilk 2 yılında kaçınmak gerekir. İlk 2 yıl içinde deneyimlenen ağır stres, beyin kimyasının ayrışmasına, haddinden fazla uyarılarak toksik madde salgılanmasına neden olur ki bu da limbik beyinde hücre ölümü ve hayatın ilerleyen zamanlarında psikolojik rahatsızlıklara olan eğilimin artmasına yol açar (Gentle Birth, Gentle Mothering- Dr. Sarah Buckley, sayfa 233).
Dahası sünnet tecrübesi, anne ve bebek arasındaki bağın kurulmasını sekteye uğratabilir. Özellikle ilk 3 ay içinde anneden ayrılmak bebek açısından anneyle arasındaki bağda bir kopukluk yaratır. Güven ve bağ ihtiyacının en önemli olduğu bu dönemde anneden fiziksel acıyla mühürlenen bir şekilde ayrılmak bebek için yıkıcı olabilir. Sünnet sonrasında sık rastlanan sorunlardan biri de emzirme ilişkisinde kendini gösterir. Ameliyat sonrası stres, can acısı ve yorgunluktan muzdarip olan bebeklerle sağlıklı bir emzirme ilişkisi kurmak başlı başına bir zorluk haline gelebilir.
Bir de gerçeklere göz atalım:
Sünnet, penis bezleri üzerindeki koruyucu derinin ameliyatla alınmasıdır. Bu işlemde bebek ameliyat masasına bağlanır, sünnet derisi kıskaçla yayılarak açılır ve ameliyat bıçağıyla kesilip atılır. Yakın zamana kadar sünnet yapılırken anestezi kullanılmazdı (hala bazı ülkelerde bu şekilde yapılıyor). Ancak artık anestezi seçeneğimiz var. Yine de unutmamak gerekir ki sünnet için kullanılan anestezi acıyı ortadan kaldırmaz, sadece azaltır!
Sünnet derisi doğuştan gelen bir kusur değildir. Sünnet derisi bedenin normal, işlevsel ve duyarlı bir parçasıdır. Küçük çocuklarda sünnet derisi penisin (penis bezlerinin) başını örterek idrar, dışkı ve tahrişten korur; idrar deliğini örterek steril idrar yoluna yabancı maddelerin girmesini engeller. Sünnet derisi hayat boyunca bezleri nemli tutar ve zarar görmelerine mani olur. Üzerindeki sinir uçlarının erojen oluşu ve doğal kayıcı ve yağlayıcı işlevleriyle sünnet derisinin cinsellikten zevk almada önemli bir rolü vardır.
Sünneti haklı çıkarmak için öne sürülen tıbbi ve hijyenik sebepler günümüzde geçerliliğini ve güvenilirliğini yitirmiştir. Amerikan Pediyatri Akademisi kısa süre önce yürüttüğü araştırmada, sünnetin tıbben faydası olup olmadığını incelemek için son yılların verilerini gözden geçirdi. Bu araştırma sonucuna göre sünnetin yapmaya değecek bir faydası olmadığı sonucuna vardılar.
Sünnet uygulamasının geçmişte inandığımız ama günümüzde çürütülen nedenleri şunlardır:
Temizlik
Cinsel yolla bulaşan hastalık riskini azaltması
Penis kanseri riskini azaltması
Sünnet derisi enfeksiyonlarını engellemesi
Sidik torbası enfeksiyonunu engellemesi.
Sünnetin Sakıncaları
Her ameliyatta olduğu gibi muhtemel riskleri vardır. Enfeksiyon ve kanamaya yol açabildiği gibi bedene kalıcı zarar da verebilir. Hatta buluğ çağı ya da sonrasına kadar kendini belli etmeyen kalıcı psikolojik zararlara da neden olabilir.
Akılcı olarak düşündüğümde, bu kararı verirken tıbbi, duygusal ve psikolojik etkenlerin yanı sıra kültürel, dinsel ve etnik gelenekleri de hesaba katmak gerektiğini anlayabiliyorum. Yine de anne olarak duygularım, kız ya da erkek herhangi bir çocuğun sağlıklı genital dokusunun kaldırılma mecburiyetini etik bulmuyor. Erkeklerin de kızlar gibi bu travmatik ameliyattan muaf tutulma ve dokunulmama hakları vardır!
Oğlunuzu sünnet ettirmeyi seçecek olursanız çocuğunuzun tam olarak ne yapılacağını anlayabileceği ve bu konuda bilgilendirilmiş olarak kendi kararını verebileceği yaşa kadar beklemeyi düşünün. Bu bana en saygılı yol gibi görünüyor. Nihayetinde amacımız, çocuklarımızı korumak ve dinsel, etnik ve kültürel kökenlerimize rağmen ‘Kimseye Zarar Vermemek’ ilkesine bağlı kalmak olmalı.
Bütün anne babaların bu konuda biraz daha okuyarak bilgilenmelerini içtenlikle öneriyorum:
Circumcision: What every parent should know (Sünnet: Her anne babanın bilmesi gerekenler) - Anne Briggs
Sünnet ! Sünnetle İlgili Yalanlar ve Gerçekler – Nil Gün
Kaynaklar:
http://www.askdrsears.com/html/1/t012000.asp
http://www.askdrsears.com/html/10/t101500.asp
http://www.intactamerica.org/learnmore
http://www.intactamerica.org/sites/default/files/Foreskin_Facts.pdf
damara-cocuk farklı seçenekler arayan ebeveynlere, doğal hamilelik, emzirme, doğal ebeveynlik, holistik tedaviler, organik ve sağlıklı beslenme ve ekolojik yaşam gibi konularda bilgi sunan aylık online dergidir.