Bir düşünün, kediniz hamile, sizinle aynı zamanlarda doğum yapacak. Çantanızı hastane için hazırda tutuyorsunuz, heyecanla ve biraz da endişeyle, doğumun ilk işaretlerini bekliyorsunuz.
Bu arada kediniz çorap çekmecesi veya çamaşır sepeti gibi rahatsız edilmeyeceği, gözlerden uzak yerleri kolaçan ediyor. Farkına vardığınızda gardrobunuzun kapısını açıyorsunuz ama orada durmuyor. Şaşkınlıkla gözlemlemenizin hatta varlığınızın bile, bütün süreci rahatsız edeceğini farkediyorsunuz.
Sıra size gelmeden doğumun gizemlerini görebilmeyi ne kadar isteseniz de, ertesi sabah kedinizi çarşafları sakladığınız dolabın içinde dört yeni yavrusunu temizlerken buluyorsunuz.
Bizim için o kadar zor olan doğum, nasıl oluyor da hayvan dostlarımıza böylesine kolay geliyor? Aramızda belirgin bir fark var: biz dik durduğumuz için pelvis kemiğimizin ve doğum kanalının şekli değişik; bu kıvrımlardan geçmek için bebeklerimiz eğilip bükülmek zorundalar. En yakın kuzenlerimiz olan maymunların bile bizimkinden daha düz doğum kanalları var.
Ne var ki, diğer bütün yönlerden, insan doğumu diğer bütün memelilerinki –yani yavrularını emziren hayvanlarınki- gibi ve aynı hormonlar salgılanıyor. Hormonlar, bedenin kimyasal habercileridir. Beynimizin en eski, en derin yerlerinden gelen bu hormonlar, doğum ağrısı ve doğumun fiziksel sürecine neden olur, ayrıca duygularımız ve davranışlarımız üzerinde kuvvetli bir etkileri vardır.
Fransız cerrah ve doğal doğum öncüsü Michael Odent gibi araştırmacılar, memeli köklerimize ve memelilerle ortak hormonlarımıza daha çok saygı gösterebilirsek, bizim de kolay doğum yapma şansımızın artacağına inanırlar.
Sancı ve doğum sırasında aşk hormonu denilen oksitosin ve annelik hormonu olan prolaktin seviyesi zirveye çıkar. Bu iki hormonun emzirmede oynadıkları rolü biliyoruz. Bunlardan başka, bedenin doğal ağrı kesicisi olan beta-endorfin ve dövüş ya da kaç hormonu olan adrenalin ve noradrenalin ( epinefrin ve norepinefrin) de doğum sürecinde önemli roller oynarlar. Doğumda henüz iyi anlayamadığımız başka bir çok hormonsal etki vardır. Bütün memeliler doğum yapacak emniyetli bir yer ararlar. Bu yuva yapma içgüdüsü prolaktin düzeyindeki artışla ilintili olabilir- prolaktine yuva yapma hormonu da denir. Bu aşamada, kedinizden de gözlemlemiş olabileceğiniz gibi, yuvaya karışılması, ya da daha önemlisi, emniyet duygusunun rahatsız edilmesi, doğumun başlamasını durduracaktır.
Doğum başladıktan sonra bile, bazı şartlar süreci yavaşlatır, hatta durdurur. Korku ya da tehlike duygusuyla dövüş ya da kaç hormonları harekete geçmişse, kasılmalar yavaşlayacaktır. Memeli bedenlerimiz, yabanıl doğada doğum yapmak üzere tasarlanmıştır. Ormandayken tehlike varsa doğumu erteleyip emniyetli bir yer aramak hayat kurtarır.
Birçok kadın, hastanenin kendilerine yabancı ortamına girdiklerinde doğum süreçlerinin durduğunu deneyimlemiştir. Bazı kadınlar bir gözlemcinin varlığına kediler kadar duyarlı olabilir. Doğal ortamımızdan uzakta doğum yapmak insanlara, tutsak hayvanların hayvanat bahçesinde doğum yaparken yaşadıkları türden zorlukları yaşatabilir. Micheal Odent açlığın bile, bedenin dövüş ya da kaç hormonları salgılamasına yol açtığından doğumun ilerlemesini durdurabileceğini söyler. Odent, doğumun ilk aşamalarında açlık hisseden kadınlara bir şey yemelerini tavsiye eder; ne var ki bir çok hastane, doğum yapacak kadınların hastaneye kabul edildikten sonra bir şey yemelerine izin vermez.
Oksitosin, doğum sancıları sırasında rahmin kasılmasını sağlayan hormondur. Oksitosin seviyesi doğum sancıları sırasında giderek artar ve bebek dünyaya gelmek üzereyken en yüksek noktaya ulaşır- bu da anestezi kullanılmayan doğumlardan sonra genellikle annenin duyduğu derin mutluluk ve bebeğini kabullenme haline katkıda bulunur. Bebek doğarken doğum kanalının gerilmesiyle başlayan bu zirve, epidural kullanılırsa gerçekleşmez. Epidural kullanımının, dişi koyunlar ve yeni doğan kuzuları arasında bağ kurulmasını engellediği görülmüştür.
Doğum kasılmaları yetersiz olduğunda çok zaman serumla, yani doğrudan kana, sentetik oksitosin verilir. Bu yolla verilen oksitosin beyne girmez, dolayısıyla doğum sonrası yüksek duygulara katkısı olmaz, hatta annelerin kendi oksitosin üretimlerini duyarsızlaştırabilir. Bazen kasılmaları teşvik etmek için meme ucu uyarılır, çünkü süt verirken olduğu gibi, bu uyarış oksitosin seviyesinin yükselmesini sağlar. Oksitosinin doğumdan sonra oynadığı önemli bir rol daha vardır. Oksitosin, plasentanın rahimden ayrılmasına ve bedenden atılmasına yol açan kasılmalara neden olur. Oksitosin seviyesi yükseldiğinde, doğum sonrası kanaması ihtimalini azaltan kuvvetli kasılmalar oluşur.
Oksitosin seviyesini arttırmanın en kolay yolu yeni doğan bebeğinizi göğsünüze koymaktır. Ancak Michael Odent, doğumdan sonraki ilk saatte anneyle bebeğin yalnız kalmasının bu konuda önemli rol oynadığını da vurgular. Böylece anne ve bebek ten tene, göz göze, rahatsız edilmeden başbaşa kalır ve bu da oksitosin salınımını en ideal seviyesine yükseltir.
Oksitosin anneliğe duygusal ve fiziksel olarak geçişimizde bize yardım eder. Hamileliğin ilk haftalarından itibaren, oksitosin hem duygusal olarak ve hem de sosyal temas ve desteğe daha açık olmamızı destekler. Orgazm, doğum ve emzirme hormonu olan oksitosin bizi, başkalarına hizmet ya da aşk duyguları ile kendimizi unutmaya sevk eder.
Dövüş ya da kaç hormonları ki bunlara katekolaminler, ya da CA’lar da denir, doğum sırasında ve sonrasında oksitosin salınımını engelleyebilir. Ne ki bunların da doğumun ikinci aşamasında, yani bebek artık çıkarken, önemli bir rolleri vardır. İkinci aşamanın başlarında, serviks tamamen açılmış ama itme güdüsü henüz kuvvetli değilken, kadın biraz dinlenmeye ihtiyaç duyabilir. Buna “dinlenme ve minnet vakti” de denir. Sonrasında neredeyse birdenbire, her biri yüksek CA seviyelerinin işareti olan ağız kuruması, gözbebeklerinin büyümesi ve ani bir enerji patlaması hissedebilir.
Bu katekolamin patlaması anneye bebeğini dışarıya itmek için enerji verir. Michael Odent’in gözlemlediğine göre, ilaç almamış olan kadınlar bu sırada genellikle dik durmak isterler. Bazı geleneksel kültürler, bu dövüş ya da kaç etkisinden faydalanmak için doğumda güçlük çeken kadınlara yardımcı olmak amacıyla anneyi şaşırtma ya da ona bağırma gibi bir yöntem kullanırlar. Dönüşü olmayan bu noktada korku ya da tehlike duygusunun doğumu hızlandırması mantıklıdır. Böylece anne, yeni doğan bebeğini toparlayıp emniyetli bir yere kaçabilir.
CA seviyeleri doğumdan sonra hızla düşer, bu da annenin üşümesine ya da titremesine sebep olabilir. Michael Odent’in gözlemlerine gore, bu aşamada mekanın sıcak olması CA seviyesini düşük tutarak oksitosinin artmasına ve kanamayı engellemesine neden olur.
Diğer önemli doğum hormonu olan prolaktin, doğumdan sonraki etkisinden dolayı özellikle önemlidir. Prolaktin, anne sütü terkibi için gereken başlıca hormondur. Yeni doğan bebeğin emmesi prolaktin seviyelerini yükseltir. İlk günlerden itibaren sık sık emzirmek, memenin prolaktine daha hızlı tepki vermesini sağlar. Böylece uzun soluklu ve yeterli miktarda süt üretiminin yolu açılır. Prolaktin de diğer hormonlar gibi duygu ve davranışlarımızı etkiler: teslimiyet, asabiyet ve tetikte olma duygularını artırarak her durumda bebeğimizin ihtiyaçlarını her şeyin önüne koymamıza neden olur.
Doğumdan hemen sonra ve süt verme sırasında prolaktinle oksitosin birleşerek annenin bebeğine kendini şartsız adamasını teşvik ederler. Bu da anneyi mutlu eder ve bebeğin fiziksel ve duygusal sağlığını garantiler.
Beta-endorfin beynin stres ve acı karşısında salgıladığı endorfin hormonlarından biridir ve petidin benzeri ağrı kesici ilaçların doğal muadilidir. Doğum sırasında, beta-endorfin acıyı azaltmaya ve kadınların ilaçsız doğum yaptıklarında tecrübe ettikleri "başka bir gezegende olma" duygusuna yardım eder.
Çok yüksek beta-endorfin seviyeleri oksitosin seviyelerini düşürerek doğumu yavaşlatabilir. Böylece doğumun yoğunluğu hafifleyerek daha kolay başa çıkabileceğimiz bir hale gelir. Orta seviyedeki beta-endorfin, doğum sırasındaki sancılarla başa çıkmamıza yardım eder ve bizi içgüdülerimizi takip etmeye teşvik eder. Beta-endorfin, doğum sonrası hormon kokteylinin bir parçası olarak, annenin ve doğum sürecinde endorfinlerle hazırlanan bebeğin birbirine bağlanmasında rol oynar.
Beta-endorfin, öğrenmeyi ve hafızayı tetikler. Belki de bu yüzden doğum sürecimizi tüm ayrıntılarıyla hatırlayabiliyoruz. Oksitosin gibi endorfin hormonları da zindelik ve mutluluk verir. Bu hormonlar sevişirken ve emzirirken salgılanırlar. Aslında anne sütünün içinde endorfin vardır. Bebeklerin meme emdikten sonra mutlulukla kendilerinden geçmeleri bundandır. Beta-endorfin bedenin prolaktin salgılamasına yardım eder. Doğum ve emzirme hormonları arasında incelikli bir etkileşim vardır.
İşte kapıdasınız, çantanız elinizde ve güçlü bir kasılma hissediyorsunuz. Bedeninizde taşıdığınız oksitosin ve endorfini hatırlayarak nefesinizle yavaşça korku ve gerginliği bedeninizden atıyorsunuz. Yeni emzirme sütyeniniz çantanızda, prolaktinin de yardımınıza geleceğini biliyorsunuz. Eve son bir göz atarken kedinizi fark ediyorsunuz.
Uzanmış yatıyor. Yavruları memelerine yapışmış. Göz göze geliyorsunuz, size göz kırpıyor.
© A Doctor’s Guide to Natural Childbirth and Gentle Early Parenting Choices (Sarah J Buckley MD, Celestial Arts, 2009). www.sarahbuckley.com
Doğal Doğum ve Ebeveynliğin İlk Dönemlerinde Duyarlı Seçimler için Doktorun Rehberi (Sarah J Buckley MD, Celestial Arts, 2009). www.sarahbuckley.com
İçgüdüsel Doğum e-kitap paketi yakında www.sarahbuckley.com adresinde.Bir düşünün, kediniz hamile, sizinle aynı zamanlarda doğum yapacak. Çantanızı hastane için hazırda tutuyorsunuz, heyecanla ve biraz da endişeyle, doğumun ilk işaretlerini bekliyorsunuz.
Bu arada kediniz çorap çekmecesi veya çamaşır sepeti gibi rahatsız edilmeyeceği, gözlerden uzak yerleri kolaçan ediyor. Farkına vardığınızda gardrobunuzun kapısını açıyorsunuz ama orada durmuyor. Şaşkınlıkla gözlemlemenizin hatta varlığınızın bile, bütün süreci rahatsız edeceğini farkediyorsunuz.
Sıra size gelmeden doğumun gizemlerini görebilmeyi ne kadar isteseniz de, ertesi sabah kedinizi çarşafları sakladığınız dolabın içinde dört yeni yavrusunu temizlerken buluyorsunuz.
Bizim için o kadar zor olan doğum, nasıl oluyor da hayvan dostlarımıza böylesine kolay geliyor? Aramızda belirgin bir fark var: biz dik durduğumuz için pelvis kemiğimizin ve doğum kanalının şekli değişik; bu kıvrımlardan geçmek için bebeklerimiz eğilip bükülmek zorundalar. En yakın kuzenlerimiz olan maymunların bile bizimkinden daha düz doğum kanalları var.
Ne var ki, diğer bütün yönlerden, insan doğumu diğer bütün memelilerinki –yani yavrularını emziren hayvanlarınki- gibi ve aynı hormonlar salgılanıyor. Hormonlar, bedenin kimyasal habercileridir. Beynimizin en eski, en derin yerlerinden gelen bu hormonlar, doğum ağrısı ve doğumun fiziksel sürecine neden olur, ayrıca duygularımız ve davranışlarımız üzerinde kuvvetli bir etkileri vardır.
Fransız cerrah ve doğal doğum öncüsü Michael Odent gibi araştırmacılar, memeli köklerimize ve memelilerle ortak hormonlarımıza daha çok saygı gösterebilirsek, bizim de kolay doğum yapma şansımızın artacağına inanırlar.
Sancı ve doğum sırasında aşk hormonu denilen oksitosin ve annelik hormonu olan prolaktin seviyesi zirveye çıkar. Bu iki hormonun emzirmede oynadıkları rolü biliyoruz. Bunlardan başka, bedenin doğal ağrı kesicisi olan beta-endorfin ve dövüş ya da kaç hormonu olan adrenalin ve noradrenalin ( epinefrin ve norepinefrin) de doğum sürecinde önemli roller oynarlar. Doğumda henüz iyi anlayamadığımız başka bir çok hormonsal etki vardır. Bütün memeliler doğum yapacak emniyetli bir yer ararlar. Bu yuva yapma içgüdüsü prolaktin düzeyindeki artışla ilintili olabilir- prolaktine yuva yapma hormonu da denir. Bu aşamada, kedinizden de gözlemlemiş olabileceğiniz gibi, yuvaya karışılması, ya da daha önemlisi, emniyet duygusunun rahatsız edilmesi, doğumun başlamasını durduracaktır.
Doğum başladıktan sonra bile, bazı şartlar süreci yavaşlatır, hatta durdurur. Korku ya da tehlike duygusuyla dövüş ya da kaç hormonları harekete geçmişse, kasılmalar yavaşlayacaktır. Memeli bedenlerimiz, yabanıl doğada doğum yapmak üzere tasarlanmıştır. Ormandayken tehlike varsa doğumu erteleyip emniyetli bir yer aramak hayat kurtarır.
Birçok kadın, hastanenin kendilerine yabancı ortamına girdiklerinde doğum süreçlerinin durduğunu deneyimlemiştir. Bazı kadınlar bir gözlemcinin varlığına kediler kadar duyarlı olabilir. Doğal ortamımızdan uzakta doğum yapmak insanlara, tutsak hayvanların hayvanat bahçesinde doğum yaparken yaşadıkları türden zorlukları yaşatabilir. Micheal Odent açlığın bile, bedenin dövüş ya da kaç hormonları salgılamasına yol açtığından doğumun ilerlemesini durdurabileceğini söyler. Odent, doğumun ilk aşamalarında açlık hisseden kadınlara bir şey yemelerini tavsiye eder; ne var ki bir çok hastane, doğum yapacak kadınların hastaneye kabul edildikten sonra bir şey yemelerine izin vermez.
Oksitosin, doğum sancıları sırasında rahmin kasılmasını sağlayan hormondur. Oksitosin seviyesi doğum sancıları sırasında giderek artar ve bebek dünyaya gelmek üzereyken en yüksek noktaya ulaşır- bu da anestezi kullanılmayan doğumlardan sonra genellikle annenin duyduğu derin mutluluk ve bebeğini kabullenme haline katkıda bulunur. Bebek doğarken doğum kanalının gerilmesiyle başlayan bu zirve, epidural kullanılırsa gerçekleşmez. Epidural kullanımının, dişi koyunlar ve yeni doğan kuzuları arasında bağ kurulmasını engellediği görülmüştür.
Doğum kasılmaları yetersiz olduğunda çok zaman serumla, yani doğrudan kana, sentetik oksitosin verilir. Bu yolla verilen oksitosin beyne girmez, dolayısıyla doğum sonrası yüksek duygulara katkısı olmaz, hatta annelerin kendi oksitosin üretimlerini duyarsızlaştırabilir. Bazen kasılmaları teşvik etmek için meme ucu uyarılır, çünkü süt verirken olduğu gibi, bu uyarış oksitosin seviyesinin yükselmesini sağlar. Oksitosinin doğumdan sonra oynadığı önemli bir rol daha vardır. Oksitosin, plasentanın rahimden ayrılmasına ve bedenden atılmasına yol açan kasılmalara neden olur. Oksitosin seviyesi yükseldiğinde, doğum sonrası kanaması ihtimalini azaltan kuvvetli kasılmalar oluşur.
Oksitosin seviyesini arttırmanın en kolay yolu yeni doğan bebeğinizi göğsünüze koymaktır. Ancak Michael Odent, doğumdan sonraki ilk saatte anneyle bebeğin yalnız kalmasının bu konuda önemli rol oynadığını da vurgular. Böylece anne ve bebek ten tene, göz göze, rahatsız edilmeden başbaşa kalır ve bu da oksitosin salınımını en ideal seviyesine yükseltir.
Oksitosin anneliğe duygusal ve fiziksel olarak geçişimizde bize yardım eder. Hamileliğin ilk haftalarından itibaren, oksitosin hem duygusal olarak ve hem de sosyal temas ve desteğe daha açık olmamızı destekler. Orgazm, doğum ve emzirme hormonu olan oksitosin bizi, başkalarına hizmet ya da aşk duyguları ile kendimizi unutmaya sevk eder.
Dövüş ya da kaç hormonları ki bunlara katekolaminler, ya da CA’lar da denir, doğum sırasında ve sonrasında oksitosin salınımını engelleyebilir. Ne ki bunların da doğumun ikinci aşamasında, yani bebek artık çıkarken, önemli bir rolleri vardır. İkinci aşamanın başlarında, serviks tamamen açılmış ama itme güdüsü henüz kuvvetli değilken, kadın biraz dinlenmeye ihtiyaç duyabilir. Buna “dinlenme ve minnet vakti” de denir. Sonrasında neredeyse birdenbire, her biri yüksek CA seviyelerinin işareti olan ağız kuruması, gözbebeklerinin büyümesi ve ani bir enerji patlaması hissedebilir.
Bu katekolamin patlaması anneye bebeğini dışarıya itmek için enerji verir. Michael Odent’in gözlemlediğine göre, ilaç almamış olan kadınlar bu sırada genellikle dik durmak isterler. Bazı geleneksel kültürler, bu dövüş ya da kaç etkisinden faydalanmak için doğumda güçlük çeken kadınlara yardımcı olmak amacıyla anneyi şaşırtma ya da ona bağırma gibi bir yöntem kullanırlar. Dönüşü olmayan bu noktada korku ya da tehlike duygusunun doğumu hızlandırması mantıklıdır. Böylece anne, yeni doğan bebeğini toparlayıp emniyetli bir yere kaçabilir.
CA seviyeleri doğumdan sonra hızla düşer, bu da annenin üşümesine ya da titremesine sebep olabilir. Michael Odent’in gözlemlerine gore, bu aşamada mekanın sıcak olması CA seviyesini düşük tutarak oksitosinin artmasına ve kanamayı engellemesine neden olur.
Diğer önemli doğum hormonu olan prolaktin, doğumdan sonraki etkisinden dolayı özellikle önemlidir. Prolaktin, anne sütü terkibi için gereken başlıca hormondur. Yeni doğan bebeğin emmesi prolaktin seviyelerini yükseltir. İlk günlerden itibaren sık sık emzirmek, memenin prolaktine daha hızlı tepki vermesini sağlar. Böylece uzun soluklu ve yeterli miktarda süt üretiminin yolu açılır. Prolaktin de diğer hormonlar gibi duygu ve davranışlarımızı etkiler: teslimiyet, asabiyet ve tetikte olma duygularını artırarak her durumda bebeğimizin ihtiyaçlarını her şeyin önüne koymamıza neden olur.
Doğumdan hemen sonra ve süt verme sırasında prolaktinle oksitosin birleşerek annenin bebeğine kendini şartsız adamasını teşvik ederler. Bu da anneyi mutlu eder ve bebeğin fiziksel ve duygusal sağlığını garantiler.
Beta-endorfin beynin stres ve acı karşısında salgıladığı endorfin hormonlarından biridir ve petidin benzeri ağrı kesici ilaçların doğal muadilidir. Doğum sırasında, beta-endorfin acıyı azaltmaya ve kadınların ilaçsız doğum yaptıklarında tecrübe ettikleri "başka bir gezegende olma" duygusuna yardım eder.
Çok yüksek beta-endorfin seviyeleri oksitosin seviyelerini düşürerek doğumu yavaşlatabilir. Böylece doğumun yoğunluğu hafifleyerek daha kolay başa çıkabileceğimiz bir hale gelir. Orta seviyedeki beta-endorfin, doğum sırasındaki sancılarla başa çıkmamıza yardım eder ve bizi içgüdülerimizi takip etmeye teşvik eder. Beta-endorfin, doğum sonrası hormon kokteylinin bir parçası olarak, annenin ve doğum sürecinde endorfinlerle hazırlanan bebeğin birbirine bağlanmasında rol oynar.
Beta-endorfin, öğrenmeyi ve hafızayı tetikler. Belki de bu yüzden doğum sürecimizi tüm ayrıntılarıyla hatırlayabiliyoruz. Oksitosin gibi endorfin hormonları da zindelik ve mutluluk verir. Bu hormonlar sevişirken ve emzirirken salgılanırlar. Aslında anne sütünün içinde endorfin vardır. Bebeklerin meme emdikten sonra mutlulukla kendilerinden geçmeleri bundandır. Beta-endorfin bedenin prolaktin salgılamasına yardım eder. Doğum ve emzirme hormonları arasında incelikli bir etkileşim vardır.
İşte kapıdasınız, çantanız elinizde ve güçlü bir kasılma hissediyorsunuz. Bedeninizde taşıdığınız oksitosin ve endorfini hatırlayarak nefesinizle yavaşça korku ve gerginliği bedeninizden atıyorsunuz. Yeni emzirme sütyeniniz çantanızda, prolaktinin de yardımınıza geleceğini biliyorsunuz. Eve son bir göz atarken kedinizi fark ediyorsunuz.
Uzanmış yatıyor. Yavruları memelerine yapışmış. Göz göze geliyorsunuz, size göz kırpıyor.
© A Doctor’s Guide to Natural Childbirth and Gentle Early Parenting Choices (Sarah J Buckley MD, Celestial Arts, 2009). www.sarahbuckley.com
Doğal Doğum ve Ebeveynliğin İlk Dönemlerinde Duyarlı Seçimler için Doktorun Rehberi (Sarah J Buckley MD, Celestial Arts, 2009). www.sarahbuckley.com
İçgüdüsel Doğum e-kitap paketi yakında www.sarahbuckley.com adresinde.
damara-cocuk farklı seçenekler arayan ebeveynlere, doğal hamilelik, emzirme, doğal ebeveynlik, holistik tedaviler, organik ve sağlıklı beslenme ve ekolojik yaşam gibi konularda bilgi sunan aylık online dergidir.